Sivrisinek atağı gibi anılar atağı. Her tarafımızı örten yorganın dışında kalmış başparmağını bulur ya hani o şerefsiz (sivrisinekten bahsediyorum), tüm gündemimizi, dünümüzü, yarınımızı ve her anımızı doldurduğumuz yalanlar öbeğinin arasından bir geçit bulup dağıtır insanı şerefsiz (anılardan bahsediyorum).
Odayı istila edip gecenizin içine sıçmaya kararlı sivrisinek ordusunun sesini duymamak için kulaklıktan gelen müzikle uyumak da çare değildir. Aynı, bilincinin en dibine kadar işlemiş yaşanmışlıkları unutmaya çalışmak gibi, hatta unutacağını düşünecek cahilin cürreti gibi salakça, çare sandığın o oyalanmaca. Sesini duymayınca yok olduğunu sandığın sivrisinek aslında hep odada. Düşünmedikçe unutacağını sandığın anıların aslında hep aklında olması gibi.
6 aydır, tam altı ay. Kabaca 180 gün. Yahu bir tek gün bile düşünmeden geçmez mi? Bir tek gün, sadece bir… Geçmiyormuş… Yokluğun yarattığı kartopu misali acılar yumağı, büyüyüp çığa dönüşüyormuş. Ve bu çığdan ne koşarak, ne uçarak, ne içerek, ne yiyerek, ne de gülerek kurtulmak mümkün değilmiş.
En kötüsü de ne biliyor musunuz? Hani derler ya, “Kötü/hasta/son halini görme, iyi haliyle hatırla” işte o gerçekmiş. Ve salağın biri bunu tam altı ay sonra farkedebilirmiş. Çünkü dağ gibi gördüğü, 41 yıllık yaşanmışlıklarından bin anı kitabı çıkaracak kadar biriktirdiği, o kocaman adamın, onsuz geçirdiği son 6 ay boyunca, sadece o son 1 hafta gördüğü halini hatırlamaktadır hep. Konuşmayan, susan, çaresizce susan, saçmalamayıp “ne demeye çalışıyor acaba?” bakışlarına mağruz kalmamak için bilinçlice susan kocaman adam, karşısında, o korktuğu “ne demeye çalışıyor acaba?” sorusunu yöneltmek yerine, “aklından ne geçiyor acaba?” diye düşünenleri görünce, düşündüklerini duyunca (ki o kadar çok düşünülür ki, an gelir düşünceler yüksek sese kavuşur) ne hissetmiştir acaba?
Yazdıkça açılıyor sanki bilinç, döküldükçe dökülen dert yumağı gibi… 6 aydır en çok ne, niçin, nasıl can yakıyor; niye bu ölüm insanı günlük hayatına geri döndüremeyecek kadar kıskacına aldı acaba sorularıyla boğuşan insanoğlu, her gün yeni bir sebep keşfediyor. Bütün bir pazar gününün ağırlığı, hüznü sebepsizken; gecenin bu yarısı (saat 03:37) tarihin 28e döndüğünün farkedilmesiyle mana kazanıyor tüm bu duygular silsilesi.
Evet bugün, tam da bugün 6 ayı devirdik. Saat akşamüstü 5-6 sularında, “tam da bu an…” diyerek hüzünlenir yine kendini sayılara indekslemiş bu salak.
Günleri, ayları sayıp anıları sıralarken, o tiksinç 28 mart günü de bir anı gibi canlanıyor ara ara. Farkediyorsun ki o boktan günü tek unutmayan sen değilsin. Hiç beklemediğin bir anda, o günden 5buçuk ay sonra gelen bir soruyla sarsılıyorsun. Küçük sıpa “mama, Sarkis dede öldüğünde baba sana niye şaka yaptı?” diye sorunca, hiçbir anını unutamadığın o gün, sana ölüm haberini veren adama sürekli “şaka, şaka yapıyorsun değil mi? Yok yok şaka, olamaz, 2 hafta duracaktı daha, şaka yapıyorsun… Şaka yapıyorum de ne olur…” dediğini hatırlarsın.
Ve hala yaşamaya çalışırsın, kendin için olmasa bile “diğerleri” için…






Son Yorumlar