Bugün khtum, malum. Zadig arifesi. Dindar görünmeyen %50nin devamında, %50 imanlı bir aile sahibi olarak, dinden öte, dinden ileri, gelenek göreneklerine bağlı haylar olarak khtumda ailece birarada olurduk. Ölsek de biraradaydık. Küçükken bunun kıymetini/anlamını bilemesek de, yaş ilerledikçe önemini anlayabildik. 70 dahi olsa bunu anlayamayan gogoliler var ya, biz 30umuzda bunun ehemmiyetini öğrendik. Şanslıyız, babamız Sarkis Seropyan’dı çünkü. Herkese nasip olmaz bu, malum.

Sarkis, khtum günü rus (siz amerikan da diyebilirsiniz) salatasını eksik etmezdi. Bir yumurta sarısına, bir kaşık hardal ekleyip 2,5 litre zeytinyağını yedirebilen bir mutfak aşığıydı. Ben o zeytinyağı şişesini sabit akışkanlıkla tutarken, elime kramplar girmişken bile, o, Sarkis, iki saate yakın bir süre boyunca, o çatalı aynı ivme ve hızla çırpıp, yumurta sarısını, koyu sarı bir mayoneze dönüştürebilen bir sihirbaz oluverirdi neznimde. Sonra o mayonezle, elde hazırlanmış malzemelerle, kapari eklemesiyle zenginleşen rus salatasını hazırlardı. Bugün marketten hazır konserve rus salatasını alıp içine turşu, kapari doğrayıp hazır mayonezle çevirince, yine, her an olduğu gibi, Sarkis’i hatırladım. Paylaştıkça çoğalır ya, rus salatasını da paylaştım eş dostla… O da son yıllarda artık hazır mayonez kullanıyordu…

Sonracııma, bi babagannuş yapayım dedim. Allahın sevdiği kulu işte, dün tesaadüfen bir yemek programında babagannuş tarifi verdiler. Sonra, damadı, yani benim muhterem bey, “Baban beni Kurtuluş’ta bi kebapçıya götürmüştü, babagannuş yemiştik, kuzu şişle beraber” diyince tarifini araştırıp orjinaline uygun değil ama türk ve Seropyan usulü babagannuşa özendim. Maksat “kulakları çınlasın”… Malzemeleri fırında közlerken elimi yakmışım. O kadar acıyor ki canım, yüreğim, elimin acısını hissetmiyor bedenim… O kadar yane…

Avropalıyız ya, bi somon ve çupra eşliğinde tatlı patates de yapıyorum. İdare ediverin. Kafalar şarapla parlatılmışken, gidenleri hatırlatanlara küfredip, pardon şükredip, o ki unutmayanlar var bir sene sonra dahi olsa, hele ki donagan günlerde, nasıl da hüzünleniyoruz bir bilseniz… Yokluk bu kadar mı acıtırmış?

Hani yıllar yılı gurbet kuşu dedim kendime. Gurbetliğin en acıtan yönü mezarına bile uzak olmakmış. Oralara çiçek bile götürememek var ya, hele ki böyle günde, o kadar acıtıyor ki…

Olaydı eyiydi…

 

image