Parunak Avedisyan’ın hikayesi, 1900’lü yılların başında Gümüşhane’de başlar. Doğum hikayesini bilmiyoruz, ancak evlilik sonrası hikayesi elimizde. Kendisi askeri doktormuş. Eşi, Zaruhi, İstanbul eşrafından bir adamın Hasköylü kızıymış. Küçükken Rum okuluna gitmiş. Bu yüzden Gümüşhane eşrafı geceleri doktor Avedisyan’ın evinde toplandıklarında karı-koca aralarında Rumca konuşurlarmış; “Çayı demledin mi? Kahve ikram ediyor musun?” gibisinden.

1899’da evlenmişler Parunak ile Zaruhi ve 1900’de ilk çocukları, oğulları Bağdik doğmuş. 1908’de en büyük kızları Nıvart Roza, iki yıl sonra küçük kızları Zepür, iki yıl sonra da en küçük kızları Srpuhi.1915’te “tehcir”e başlarken mutasarrıfın emriyle öldürülür doktor Parunak. Eşi Zaruhi, bir erkek, üç kız çocuğu ile birlikte sürgüne gönderilir. Ermeni kafilesi Eğin üzerinden Suriye’ye doğru yola çıkarken Zaruhi en küçük kızını da komşuları “başefendi”ye bırakır. Kafile Eğin’e geldiğinde karakolda görevli polisler Zaruhi’nin Rumca konuştuğunu duyunca “Siz Rumsunuz. Bunu kanıtlayın, sürgünden kurtulun” derler.20160422_200329.jpgBir telgraf çekilir Gümüşhane’ye; “Doktor Parunak Avedisyan’ın ailesinin Rum olduğunun işarı” diye. Ancak cevap gelmez. Bu arada birlikte geldikleri kafile yola devam eder. Yalnızca Avedisyan ailesi kalır Eğin’de. Yani bugünkü Erzincan’ın Kemaliye’sinde. Bu kez iki katı para ödenerek ‘cevaplı telgraf’ çekilir. Cevap “Evet Rum’dur” diye gelir. Aslında karı-koca aralarında Rumca konuşurken doktorun evinde toplanan Gümüşhane eşrafının “Eşiniz Rum mu?” sorusuna doktor Parunak’ın şaka olsun diye verdiği “Evet” yanıtı kurtarır hayatlarını.Bir yıl kadar Eğin’de ağaçların altında yaşarlar. Terk edilmiş evlerde buldukları yiyeceklerle karınlarını doyururlar. Aile, sonunda Malatya’daki Amerikan Yetimhanesi’ne yerleştirilir.Zaruhi, öğretmenlik yapar orada. Nıvart, (sonra “Madam Roza” olarak anılacak) daha küçük, yedi-sekiz yaşlarında. Aile yetimhaneye yerleşince o sıralar 16 yaşında olan büyük oğlan Bağdik ‘Beni almazlar’ diye ayrılır yanlarından. Zaten annesinin ve kardeşlerinin de son görüşü bu olur. Nıvart, yetimhanede protestan eğitimi aldığından, ölene kadar her gece gözlerini kapatarak dua etti. Kendi evlatları yetmezmiş gibi Gürün tarafından gelen kafilede bütün ailesini yitiren bir kız da gelip Zaruhi’ye ‘Kimsem yok, ben senin kızın olayım. Çocuklarına bakarım’ deyince, yola çıkarken en küçük çocuğunu komşuları ‘başefendi’ye bırakan Zaruhi de kabul eder bunu. Sonra İstanbul’a dönerlerken 1918’de Sivas’ta bir Ermeni usta ile evlendirirler ‘sonradan olan’ kızı. Zaruhi, kızlarıyla İstanbul’a döndükten sonra Mahmutpaşa’da trikotaj atölyelerinde çalışır. Bir dönem, Haydarpaşa vapur iskelesindeki çinilerin boyanma işinde (mavi ve yeşil renklerde) çalıştıkları bilinmekte.Bağdik Avedisyan, kaçak göçek, asker kıyafetleriyle Trabzon’a kadar gidiyor. Gemiye binip İstanbul’a kaçıyor. Zengin olan anneanesiyle dedesini bulacak. Ancak onlar bir süre önce ölmüşler. Köprü altında yatıyor. Sonra İstanbul’u işgal eden İngilizlerin yanında iş buluyor. Deniz motorunda çımacılıktan kaptanlığa kadar yükseliyor. Hatta Kurtuluş Savaşı’na katılmak isteyen Çerkez Ethem’i tekneyle İstanbul’dan Anadolu’ya kaçırıyor. İşgal orduları çekilirken ‘Sen de bizimle gel, yoksa başın belaya girer’ diyor İngilizler. O da Yunanistan’a gidiyor. Yani 25 yaşından sonra yeni bir hayat kuruyor kendisine Yunanistan’da. Hatta bu arada Yunanistan’a kaçan Çerkez Ethem gidip buluyor Bağdik’i. Oturup konuşuyorlar. Bağdik, önce Anadolu’da, İstanbul’da, sonra da Yunanistan’da kendine iki ayrı yaşam kurduktan sonra bir üçüncüsünü daha gerçekleştirir. Yunanistan’da işleri iyiymiş, kamyonları falan varmış. 1946’da Ermenistan, nüfusunu artırmak için sınırlarını açınca satmış bütün malını mülkünü, altına çevirmiş. O altınları da bir borudan yaptığı asasının içine doldurmuş. Ver elini Ermenistan… Açlık, sefillik var Ermenistan’da. Her hafta bir altın bozdurup üçüncü bir hayat kurmuş kendisine.Zaruhi Avedisyan, hayatında kimseye beddua etmemiştir. Bir tek kocasını ölüme gönderen mutasarrıfa beddua etti. O adam da Cumhuriyet’in ilanından sonra İstiklal Mahkemesi’nde idama mahkûm edildi ve Beyazıt Meydanı’nda asıldı.Zaruhi Avedisyan, ömrünün son yıllarını, İstanbul’da geçirdi. O’nu, bakımı zor olmasına ve durumunun kötüleşmesine rağmen, yaşadıklarına ve yaşatmaktaki ustalığına saygıdan, tornu ve büyük kızı hastaneye koymayı reddederek, son günlerini ailesiyle huzur içerisinde geçirmesini sağladılar. Nıvart Roza 1987 Nisan’ında İstanbul’da, birlikte yaşadığı oğlunun ailesinin yanında; Zepür Avedisyan, O’nu kendi annesi yerine koyan, eşinin kızıyla yaşadığı İtalya’da; öz olmayan teyze ise Fransa’da vefat ettiler. Bu hikayeyi bize aktaran tornu Sarkis Seropyan ise 2015 yılının Mart’ında ayrıldı aramızdan. Çok sevdiği “göç mağduru” anneannesi ve annesiyle birlikte Şişli Ermeni mezarlığında istirahat etmekte. Parunak-Zaruhi Avedisyan’ın oğlu Bağdik’in oğlu Ğazaros Avedisyan da, babası gibi sonradan sıfırdan yeni hayata başladığı Amerika’da, 80 yaşında, eşi, çocukları ve torunları ile hayatını sürdürmektedir.Kaynaklar:
– Sarkis Seropyan
– “Sarkis’in anlatamadığı göç masalı” – Celal Başlangıç / Radikal 17.05.2004