Hayat enteresan tabii. Bugün son an kararıyla alel acele çıktığım sabah alışverişinde ayaklarım birbirine dolaşmış yolda yürürken arkamdan laf atan iki dilenciye (hoş, dilenci olduklarından bile şüpheliyim ya) yanımdaki yaşlı tonton teyze de gülünce, üşenmedim geri döndüm. Adamlara hatırı sayılır bir meblağ verdim. Sonra aklıma birazdan anlatacağım anın geldi. Vaktim olsa epey takılırdım ya, ne vaktim ne de keyfim vardı. Bana nazaran aşırı keyflilerdi adamlar, içim kaldırmayacaktı geyik çevirmeyi. Hem o suratsızlığıma rağmen laf atmaları da enteresan tabii. Konuşsam kesin pişman olacaklardı nereden düştü bu nemrut karı bize diye… Neyse…
Yıllar önce bir gece, sarhoşun biri çevirip beş lira istemiş senden. Ne için diye sorduğunda adam alenen şarap alacağını söylemiş. Sen de çıkarıp yirmilik vermişsin, adamın dürüstlüğüne de “chapeau” demişsin kendi kendine. Sonra adama da “bu sefer de iyi şarap iç bari benden” demişsin. Adam, “abi sarhoşuz alt tarafı, salak mıyım, niye pahalı şarap alayım, onun yerine dört tane köpek öldüren alırım…” diyince dürüstlüğüne duble hayran olmuşsun… “Böylesi olsun canımı alsın…” diyip dururdun… Nereden nereye sabah sabah bunu hatırlattılar bana elin alamanları işte…

Ütüm birikti yine Mösyö. Şimdi olsan, günlerden Pazar veya Perşembe olsa.. İki saat Skype üzerinden halleşe halleşe ben ütümü, sen Face’ini, videolarını, yazılarını incelemeyi bitirsek. Ama ne fayda, öksüzüz… Ben ve ütülerim… Ben ve ailem… Ben ve biz…

Yaz geçti sen gideli. Sonbahar da geçiyor. Şimdi ben sensiz bahçede tek başıma tüttürüyorum. Kış geçecek, memlekete bahar yine gelecek, biz hep karakışta kalacağız sensiz. Bahar geldiğinde sen burada puronu tüttüremeyeceksin; biz sensiz senden aşırdığımız Avo puritosların dumanında tıknefes kalacağız. 

Böyle işte bugün de…