“Gözlerinde sevgiyi hep görürdüm ama iyi bir şey yaptığımda, gözlerinde gördüğüm gururu anlatmaya kalemim yetmez. Artık onu gururlandırmayacaksa, iyi bir şey yapmamın ne önemi var ki…”
(Levon Bağış)

13087634_10153783637963019_6570849522549134288_n

Hayır, mızıldamayacağım. Üç beş bir şeyler yaptım da mutfakta hamarat hamarat üzerinize afiyet, her kızarttığım biberde, her ezdiğim sarımsakta, her kaşıkladığım çoban salatasında bir anasım geldi, bir sesi geldi ki kulağıma sormayın gitsin.

Bir gün önceden hazırladığım karnıyarıkları usulüyle renkli paprikalarla süsledim. Aslında bizim ailede alışılagelmiş süsleme, bir dilim yeşil çarliston biberiyle bir dilim domatestir. Ayrıca ocakta değil fırında pişer. Ancak çok yağ çekmesin diye az kızarttığım patlıcanları «prezantabl» olsun diye renkli paprikalarla süslemeyi uygun gördüm. Hem «bizim klasikler» dışında herşeyi değiştirebileceğimizi biliyoruz dimi ama?

20170124_152724_resized

Neyse, karnıyarık ocakta kaynarken salçasının içinde, öte yandan, yine dünden hazırlanmış mercimek köfte malzemesini ortaya çıkardım. Soğanını salçasını kavurup hazırladım, atla deve değil sonuçta. Ama o usulüne uygun oldu. Bildiğiniz mercimek köftesi işte. Ama kafa o kadar kalabalık, öyle de boktan bir dünya olmuş ki, sanırım iki kez bulgur koymuşum farkında olmadan. Ya da tuz yerine bulgur dökmüşüm. Yoğun bir bulgur tadı ve az tuzu vardı. Hiç de dert değil, löp löp götürüldü tüm aile fertleri tarafından.

20170125_190959_resized

Sonracııma, bir çorba şıftırttım. Kremalı mantar sosu yapmak haricinde hazır çorba kullanma alışkanlığım yoktur ama bu çorbayı önceki sene, dinlerarası bir yardım kampanyası için organize edilmiş yemekte tatmış, ailecek hastası olmuştuk. Yulaf çorbası. Şimdi tarifini öğrenip kendim yapacağım. Koca adam çok severdi çorbayı. Hani her yemekte olsa, ne olursa olsun, ne çorbası olursa olsun içerdi. Tok bile olsa içerdi sıcak bir çorba. Hatta çorbaya ekmek doğrayıp papara misali, öyle kaşıklardı. Bugün çarşamba günlerden, malum, uzun çalışma günü, son 2 haftası hariç çoğu zaman sabahlardı bu gün. Uzun zamandır çarşambaları anahtarla açtığı kapının sesini özlüyordum. Neyse işte, çarşamba çarşamba, son salı gününü beraber geçirdiğimizi hatırladım. Hastaneden çıkmıştık, iyileşince çıkılır ya hastaneden, iyileşecek sanmıştım. Meğer son haftasıymış. Eve varınca, kendine gelsin diye yemek aldım gidip. Domates çorbası aldım, kaşarlı, Taşfırın’dan, Kurtuluş Caddesi’ndekinden. Kaşık kaşık yedirdim. «Aç öleceğime tok öleyim» diyecek kadar midesine düşkün adama, son günlerinde kaşık kaşık yemek yedirmek, o yedirdiğimizi bile yutamadığını görmek nasıl acı veriyordu… Zaten içemedi, ben yutkuna yutkuna ağlaya ağlaya bitirmiştim. Son çorbası, ve hatta yediği son yemeğiymiş o. Sonrasındaki 4 gününü serumlarla geçirmiş, söylemediler bana aradığımda. İşte çorba dendi mi, çorba pişirdim mi, hele ki domates çorbası, o sıvı boğazımda taş olur tam da bu sebeple. Neyse işte, çorba yaptım işin özü buydu, çok uzatmışım…

20170125_192954_resized129689_knorr_haferkern_75g

Malum, haftaya burada yarıyıl tatili, daha doğrusu «spor tatili» yani daha anlaşılır biçimiyle «kayak tatili». Tüm İsviçre halkı dağlarda kayakta. Artık oralardan maymunluk videoları paylaşamayacağım ama gidiyoruz işte seve seve(!). Tatile gitmeden dolapları boşaltmaya uğraşıyoruz ya, envai çeşit biber almışız, paprikasından çarlistonuna, padronundan bilmemnesine, hepsini kızarttım. Kızartırken o kadar yağ sıçradı ki. Kabuğu çabuk soyulsun diye epey karartmışım. Kabuklu yenmez çünkü biber kızartması. Hepsi özenle soyulur, tabağa dizilir, acı olması tercih sebebidir, sonra tuzlanır, koca bir somun ekmekle löpletilir. En azından o öyle yerdi. Bizde öyle bir damak zevki ve sabır olmadığından, kabuğuyla löp löp yutabiliriz, ama kendisi gayet prensip ve gusto sahibiydi.

20170125_183004_resized

Gusto ve prensip dedim de, adamın olmazsa olmazları vardı. Artık onlarla mutfaktayım çoğu zaman. Mesela, yeşil salata diri olacak, kesinlikle limonlu olmayacak, yağı, sirkesi, tuzu bol olacak ki yensin. Yoksa tabakta kalır öyle. Çoban salatasının soğanı önceden piyaz doğranıp tuz ve sumakla mıncıklanacak, gebertilecek, sonra, yıkamadan salataya katılacak. Salata kesinlikle sirkeli ve bol zeytinyağlı olacak. Salata bitince dahi suyu/sosu ya kase kafaya dikilerek, ya dilim ekmekle şamandıra yapılarak ya da kaşıklanarak bitirilmezse günahtır. Salatayı kendi ya da ben yapmışsak, kesin bitirilir. Anam yapmışsa kesin malzemesinden çaldığından artar. İşte çoban salatası tam onun sevdiği gibiydi, o yüzden boğazımdan geçmedi sanırsam.

20170125_200251_resized20170125_200326_resized

Gusto ve prensip… En mühimi, tek tartıştığımız prensibi ise, meyvenin yemekten sonra yendiği ve yemek masasında, yemek bitirilmeden yeri olmadığıydı. İşte rakı, beyaz peynir ve kavun üçlüsü bu yüzden pek yer bulamazdı bizim masada. Veya balkabağı çorbası… «Balkabağının tatlısı yenir, meyvenin çorbası mı olurmuş?» veya «Kavun meyvedir, yemekle yenmez, yemekten sonra yenir, saçmalamayın, zevkime ters şeyler yapmayın!» diyen sesi kulaklarımdayken bir meyve olan avokadodan sos yapıp cipsle yemek masasına koymam da sırf onu sinirlendirmek içindi. Evet, bunu da yaptım. Gerçi niçin kabakla, sumak ekşili meftune yaptığını hiç soramadım kendisine ama olsun…

20170125_195911_resized

Pırasamız zeytinyağlı, havuç mezemiz yine bol cevizli, beyazı yok diye kırmızı şarapla ıslattığım karideslerse epey renkliydi. Ama olsundu, masamız dolu, boğazımızdan geçmese de öksüz doyuran soframız bereketliydi… Sevgilerimi yollarken ise aklıma gelen şu oldu… Hiç mıncık mıncık, yılış yılış sevilen bir evlat olmadım ben. O severdi, biz anlardık derinden. Sevgimiz sözlere dökülmezdi hiç, dökülmedi de ölene kadar O. Belki de bu yüzden vedamız bile mesafeliydi sanki. Bu mesafeli veda, ölümden çok acıtır oldu aylar ve hatta yıl sonra… Ama bilirdik, severdi O kendince hep, gösterişi sevmediğindendi göster(e)memesi.

20170125_200205_resized

20170125_200231_resized

20170125_200459_resized

Eğer adın geçtiğinde gözlerinin içi gülüp daha da bir dikleşiyorsa sırtı oturduğu yerde dahi, yüzüne belli belirsiz bir gurur yerleşmiş, dudaklar da yukarı doğru kıvrılıvermişse tamamdır, seviyordur. Hep babasız büyümenin sonucu sandım bu uzaktan sevmenin en güzel aşkı gösterdiğini. Şimdi gel de yaşa bununla, yaşlan bu yoklukla…

Sofranız şen, masanız bereketli, meclisleriniz eksiksiz olsun…