Geçen çupra aldım. Demin de fırına attım. İçine domates, soğan, sarımsak, limon dilimleri sokuşturdum. Hem içini hem de dışını baharatladım. Hayatın tadı tuzu yokken yemek de tuzsuz olmasın diye sadece. Atla da deve değil, tuz, biber, balık baharatı alt tarafı. Küçük patatesleri de yıkadım, kabuklarıyla baharatlayıp onu da attım fırına. Şimdi pişer, yanında da bir salata, öğlen yemeği hazır. Bir de fotosunu çekip paylaştım mı bir beğeni, bir iltifat, gani gani. Ha onlara aldırdığımdan ya da aldırmadığımdan değil ama, iltifatlar geldikçe ben de bi bok yaptığımı sanıp şişiyorum ya, görsen, “Ulan görgüsüz, kime çektin bilmiyorum ki, hastanede mi karıştın? Her boku facebooka koyma diyoruz sana…” diye başlardın kalaylamaya. Dinler miyim hiç? İnadına! Hem sen beni dinledin mi? 1 hafta dayan çocukları getiricem dedim, çektin gittin, ben artık seni dinler miyim? Ayrıca bu burun ve alt dudakla hastanede karışmış olma şansım da sıfır sayende. Lan babadan kızına miras burun, daha ne ister insan?!!! Okumaya devam et “Babalar Günü (2016)”