Ara

Sarkis Seropyan

Sarkis Seropyan'ın Ardından

Etiket

surp sarkis

Surp Sarkis

Garine B. Seropyan – 31.01.2026

 

Foto: Berge Arabian

Haydi eski İstanbul’un eski taş sokaklarına, Surp Sarkis gecesinin tuzlu çörek kokusuna, Sarkis Seropyan’ın hafif muzip, hafif hüzünlü anlatılarına götüren bir hikayeye, kimbilir belki bir yaşanmışlığa belki de bir masala gidelim. Ve fakat ne yazık ki biz bu anlatının gerçek mi, efsane mi, hayal mi, rüya mı yoksa bir anı mı olduğunu artık kendisine soramayacağız.

Hazırsanız başlıyoruz.

Beyaz Atın Nalları: Surp Sarkis Gecesinin Uzun Hikâyesi

Sarkis Seropyan’ın, yani Baron’un anlattığı Surp Sarkis geceleri, bugünün İstanbul’unda pek bulunmayan bir şeydi.  

Hani sokakların daha dar, insanların daha yakın olduğu zamanlar…  

Komşunun kapısını çalmadan içeri girdiğin, kapı tokmağının bile seni tanıdığı günler.

O günlerde Surp Sarkis gecesi yaklaşınca mahallede bir telaş başlardı.  

Genç kızlar tuzlu çörek hazırlamak için mutfağa kapanır, anneler “Kızım o kadar tuz koyma, sabaha kadar susuzluktan öleceksin” diye söylenir, kızlar da “Anne, rüyama gelmezse ne olacak?” diye karşılık verirdi.

Baron ise her zamanki gibi kahvesini yudumlar, piposunu tüttürür:

“Bizim zamanımızda çörekler o kadar tuzluydu ki, rüyana kimse gelmezse sabaha kadar dilin damağına yapışırdı” derdi.  

Mahallede kimse onun bu abartılarına şaşırmazdı; çünkü herkes bilirdi ki Baron’un her hikâyesi biraz gerçek, biraz masaldı.

 

Beyaz Atın Gecesi

Baron’a göre Surp Sarkis, o gece beyaz atına biner, evlerin damlarından, sokak aralarından, hatta bazen insanların rüyalarından geçermiş.  

Atın nalları öyle hafif vururmuş ki yere, sadece kalbi temiz olanlar duyarmış o sesi.

“Ben bir kere duydum,” derdi Baron,  

“ama o zaman da sandım ki komşunun kedisi damda kavga ediyor.”

Mahallede herkes bu hikâyeye gülerdi.  

Ama yine de gece yarısı bir kapı gıcırdasa, bir pencere hafifçe titrese, herkes birbirine bakar,  

“Surp Sarkis geçti galiba” diye fısıldardı.

 

Rüyaların Hesabı

Sabah olduğunda mahallede bir sorgu odası kurulurdu adeta.  

Genç kızlar birbirine yaklaşır,  

“Sen kimi gördün?”  

“Su içmeden dayanabildin mi?”  

“Çörek çok mu tuzluydu?”  

diye sorular yağardı.

Bir keresinde Mariam, rüyasında komşunun eşeğini görmüş.  

Bütün mahalle kahkahaya boğulmuştu.  

Baron Seropyan da gülmekten gözünden yaş gelerek,  

“Demek ki Surp Sarkis’in atı o gece izinliymiş, yerine eşeği göndermiş” demişti.

 

Mahallenin Sessiz Mucizesi

Ama işin en güzel yanı şuydu:  

Surp Sarkis gecesi, herkesin kalbini biraz yumuşatırdı.  

Küsler barışır, komşular birbirine çörek götürür, çocuklar kapı kapı dolaşıp hikâyeler toplardı.

Tam da Baron’un dediği gibi:

“Surp Sarkis’in mucizesi rüyada değil, insanın kendi kalbini duymasındadır. Beyaz at sadece hatırlatır.”

 

Ve Sonunda…

Gün biter, çörekler yenir, rüyalar anlatılır, ama Surp Sarkis’in beyaz atının sesi, mahallenin hafızasında hep kalırdı.

Sarkis Usta her yıl aynı yerde, aynı pipoyla oturur, camdan dışarıya doğru bakar ve şöyle derdi:

“Beyaz at hâlâ geçiyor buralardan. Ama artık kimse dinlemiyor. Sen kulak verirsen, belki bu gece duyarsın.”

 

Vartanyanların Bayramı

Paregentan, sözlüklere göre, ‘Pagan dönemi şenliği’, ‘iyi yaşama günü’dür. Genel olarak ise, perhiz öncesinde, yemenin, içmenin ve oyunlar oynamanın serbest olduğu cumartesi gününün adıdır. Yedi hafta süren Büyük Perhiz’in öncesindeki cumartesi günü yapılan kutlamaya ‘Pun Paregentan’ denir.

Okumaya devam et “Vartanyanların Bayramı” →

Surp Sarkis

VAĞARŞAG SEROPYAN

Ermenilerde isim günü kutlama geleneği ilginçtir. Diğer pek çokları gibi yok olmaya yüz tutmuş bir gelenek… Bir zamanlar doğum günü kutlamaları bu kadar yayılmamışken ve aziz isimlerini taşıyan kişilerin ‘isim günü’nü kutlamak muhtemelen daha saygın olduğundan, Ermeniler bu isim günlerine pek önem verirlerdi.

Biz modernleştikçe, bu geleneğimizi de o denli kaybediyoruz.
Okumaya devam et “Surp Sarkis” →

Bir Kahvenin Hatırlattıkları…

Kendime şöyle bir duble türk kahvesi yaptım. Seninki gibi, bol şekerli hem de. Yok tatlandırıcı atmadım, bildiğin şeker ama bol. En son sanırım hastanede Newroz günü içmiştin kahve. Yanlışlıkla şekerli yollamışlardı sade diye. Ne sevinmiştim, ya sade yollasalardı? Sonrasını hatırlayamıyorum… Yanına da bir koca bardak buz gibi su aldım. Musluktan. Evet hala en lezzetli su musluktan akan burada. Son kez kana kana su içişini de hatırlıyorum. Hastane odasındaydı. Yerken çok zorlanmıştın ama o yemeğin üstüne içtiğin bir bardak suya nasıl sevinmiştim. Normalleşiyordun, iyileşiyordun sanki. Su içip ‘oh’ dedin ya, iyileşmiştin işte. Ya da öyle olduğuna inanmak istedim. Evet öyle olmuş galiba. Okumaya devam et “Bir Kahvenin Hatırlattıkları…” →

‘Beyaz atlı Surp Sarkis’

sarkisgüreh

13 Şubat 2004’te, dünya üzerindeki mevcudiyetimin 22. yılı da tamamlanmak üzereydi ve ben hâlâ adımın, yani Sarkis adının gerçekten ne ifade ettiğini tam olarak bilmiyordum. Bu benim için hayli büyük bir problemdi, keza girdiğim her ortamda, adımın anlamını sorup “Bir aziz işte” cevabından tatmin olmayanlara, kıt bilgilerimle açıklama yapmaya çalışmak gerçekten sıkıntı veriyordu bana.

O günkü Agos’un ikinci, sayfasında ‘Beyaz Atlı Surp Sarkis’ başlıklı kısa bir yazı yayımlandı. Yazı imzasızdı ancak üsluptan, yazanın Baron Seropyan’a ait olduğunu anlamıştım. Yazıda Surp Sarkis’le ilgili yöresel ve genel iki söylenceye yer verilmişti. Birinde yedi gün durmadan nasıl savaştığı, diğerinde Rum kızı atının arkasına alıp uçarak Masis’in tepesine nasıl konduğu anlatılmıştı. Yazının en sevdiğim kısmı, bu azizin halk arasında ‘kız kaçıran’ adıyla, “cins-i latife karşı nazik ve keyifçi” biri olarak anıldığını söylediği bölümdü.

Yazıda beni asıl etkileyen, bu günün aslında coğrafyadan doğduğunu gösteren ve farklı kültürlerde başka adlarla da kutlandığının bilgisine veren bölümdü. Meğer Kürtler de ‘Hıdır Nabi’ adıyla kutlarmış Surp Sarkis’i. O gün halk hiçbir iş görmezmiş, çünkü “Hıdır Nabi’nin üflediği tipi ve fırtına tarafından yok edileceğine inanırmış. Zira Masis Zirvesi’nin kar ve tipisi Surp Sarkis nefesiyle o günlerde her yanı dondurur ve illa ki kar yağdırır”mış.

İstanbul’da doğup büyüdüm ama ilk defa bu yazıyı okuyunca kendimi buralı hissetmiştim. Sanırım Baron Seropyan’ı özel kılan, Ermeni kimliğini sıkıcı ders kitap bilgilerinden ve sadece dinî öğretilerden çıkarıp bu kimliğin ne kadar zengin olduğunu göstermesinin yanında, köklerimizin bu topraklarla ne kadar derim ve bu topraklar üzerinde yaşayan halklarla ne kadar iç içe geçtiğini göstermesi oldu.

 

Link: Sarkis Güreh – AGOS

 

WordPress.com'da Blog Oluşturun.

Yukarı ↑